DÜNYA HAYATI

Hakk Sübhânehü ve Teâlâ, bu alçak dünyanın içyüzünü ve onun aşağı olan süsleri ve yaldızlarının çirkinliğini basiret nazarı ile görmeyi nasip eylesin. Âhiretin güzelliği ve hoşluğu; cennetlerin ve nehirlerinin tazeliği ile gönlümüzü aydınlatsın!

Hepsinden daha tatlı olan Âlemlerin Rabbine kavuşmayı ve cemâlini görme nimetini (basiret gözümüzde) yüceltsin ve gönlümüze yerleştirsin; Resullerin Efendisi “Ona ve âline salâtların en faziletlisi, selâmların ekmeli” hürmetine… Taa ki, çabucak biten şu çirkin dünyaya karşı buğz ve ona karşı isteksizlik hâsıl olsun! Ve böylece Yüce Mevlâ’nın rıza mahalli olan bekâ âlemini özleme ve ona yönelme mümkün olabilsin!

Bu düşük dünyanın çirkinliği açığa çıkmadıkça, onun esaretinden kurtulmak mümkün olmaz. Bu kurtuluş olmadan da, âhiret necatı çok zordur.

“Dünya sevgisi, bütün hataların başıdır” hükmü kararlaştırılmış bir kaidedir.

Zararları defetmek zıtlarıyla mümkün olduğundan, bu düşük dünya sevgisinden kurtulmanın ilacı da, âhiret işlerine rağbet etmeye, parlak şeriatın hükümlerine uygun amelleri işlemeye bağlıdır.

Hakk Sübhânehü ve Teâlâ, dünya hayatının beş şeyden ibaret olduğunu: “İyi bilin ki dünya hayâtı la’bdır (oyundur) ve lehvdir (eğlencedir) ve zînettir (süslenmektir) ve tefâhurdur (övünmektir) ve mallarda ve evlâdda çoğalma (tutkusu ve yarışı)dır (57/20)” ayet-i kerimesi ile bildirdi.

İnsan sâlih amellerle meşgul olmaya başlayınca, dünya hayatının en büyük iki cüzü olan eğlence ve oyun çaresiz eksilmeye başlar. İpek giyinmekten, altın ve gümüş kullanmaktan -ki bunlar süslenme arzusu ile yaşayanlarda gayedir- sakınınca ikinci cüzü olan süslenmek te kaybolmaya başlar. Allah-u Teâlâ katında keremli ve faziletli olmanın -haseb ve nesebe değil- verâ ve takvaya bağlı olduğuna inancı yakîn olunca, kesinlikle böbürlenmekten sakınır. Mallar ve evlatların, Hakk Sübhânehû’nun zikrine ve O’nun mukaddes canibine yönelmeye mani olduğunu bilince de, çaresiz, onlarla övünmeyi de geri bırakır; fazla olanları kusur kabul eder.

***   ***   ***

Sakın kendisine buğz edilmiş olan bu alçak dünya ile aldanıp sevinenlerden olmayasın ve Yüce Sultan Mukaddes Hakka ikbal/yönelme sermayesini yitirmeyesin!

İyi düşünmek lazımdır: (Öyle yapmakla) Ne alınıp, ne satılıyor?

Âhireti dünya ile değiştirmek, halk ile beraber olmayı talep ederek Hakk’tan uzaklaşmak sefahetten ve cehaletten ileri gelir.

Dünya ile âhireti birarada tutmak ise iki zıt şeyi biraraya getirmeye benzer (ki mümkün değildir).

(O halde) Bu iki zıttan hangisini istersen onu tercih et!

Hangisine istersen, nefsini ona sat!

(Ama unutma:)

Âhiretin azabı ebedîdir…

Dünyanın metaı (menfaati) ise azdır.

Dünya, Hakk katında buğz ve lanet olunmuştur.

Âhiret ise Allah-u Teâlâ’nın razı olduğu bir nimettir.

Bir şiir:

İstediğin gibi yaşa, ölümü tadacaksın;
Dilediğine yapış, sonunda ayrılacaksın.

***

Bilesin ki;

Dünya ehli ile (kalbi dünyaya dönük kimselerle) sohbet ve onlarla kaynaşmak öldürücü zehirdir. (Sonsuz ziyan ve felakete sürükler.) Bu zehrin öldürdüğü kimse ise ebedi bir ölüm ile ölmüş olur.

Akıllı olana bir işaret yeter…

***

Bir haberde/hadiste şöyle geldi:

«Bir kimse, bir zengine zenginliğinden dolayı tevazu gösterirse, dininin üçte ikisi gider.»

Onlara gösterilen tevazu, eğilip bükülmeler, yumuşak iltifatlar… hepsi, onların zenginliklerinden midir yoksa başka bir sebepten midir, iyi düşünmek lâzım… 

Bu durumun, onların zenginliğinden (makam ve mevki, şan ve şöhret sahibi olduklarından) dolayı olduğuna hiçbir şüphe yoktur.

Bunun neticesi ise dininin üçte ikisinin gitmesidir.

O zaman sen İslâm’ın neresindesin?

Kurtuluş nerde, sen neredesin?

Bu mübalağa ve ısrarın hepsi; kendi cinsinden olmayan kimselerin yemeği ve sohbetinin, kalbin nasihatlerden istifade etmesine,  manevi sohbetleri anlamasına mani olduğunun bilinmesi içindir. 

Onlarla sohbet etmek ve onların yemeklerini yemek, kalbi perdeler; kelimelerden ve sözlerden etkilenmez hale getirir. 

Muvaffak kılan ancak Sübhan ALLAH’tır 

Yüce Rabbimiz, bize ve size razı olmadığı şeylerden necat ihsan eylesin; zeyğ-ı basardan mutahhar (gözün maddeye kaymasından yana pak ve temiz) olan Beşerin Efendisi hürmetine… Ona ve âline salâtların en faziletlisi.. Selâmların ekmeli..

***

Bu yolda talep olunan; kalbin çeşitli yönlere teveccühü (yönelmesi, ilgi duyması) sebebi ile dağılması yüzünden zikr-i kalbiyi tekrarda ve büyüklerin yolu üzere istikamette gevşekliğin olmamasıdır.

Ne zaman ki zulumat ve küdürat (manevî dağınıklık ve bulanıklık) vuku bulursa onun ilacı, Saltanatı celil olan Cenab-ı ve Tekaddes hazretlerine iltica ve tazarru, kalb kırıklığı (tevazu) ile dua ve niyazdır.

Bir de mürebbisi olan mürşidine tam bir teveccüh… Zira onlar, anlatılan devletin husulüne bir vesiledir.

Hal böyle olunca bu devleti uzmaya vesile olana huzurda ve gaybette hak ettiği gibi adaba riayet etmek lâzım gelir. Ve o büyüklerin rızasını kazanmak sureti ile Hakk Sübhanehû’nun rızasını elde etmeye çalışmak lâzımdır.

Kurtuluşun ve felahın yolu işte budur.

Mektubât-ı Rabbanî