Manevi Tedavi
MANEVİ HASTALIK
ve TEDAVİSİ
Hekimlerin nezdinde sabit olan şudur ki: “Hastanın hastalığı devam ettiği müddetçe, gıdalar ona yarar sağlamaz. İsterse o gıda en kıymetli ve güzel yiyeceklerden olsun… Hatta hastalığını daha da arttırır.
“Hastalıktır gelen,
yemekle hastaya!”
Bu sebeple hekimler, öncelikle, hastalığın izalesini (tedavisini) düşünürler. Bundan sonra, hastanın haline ve mizacına münasip gıdalarla, kuvvet buldurmaya çalışırlar.
İşte kalp hastalığına yakalanmış olanların durumu da böyledir.
«Kalplerinde maraz vardır.» (2/10) ayet-i kerimesi buna işaret etmektedir.
Kalplerinde maraz yani manevi hastalık olan kimseler için ibadet ve taat fayda sağlamaz (derece yükseltmez, yakîn arttırmaz, ibadet ve taattaki hakiki gaye hasıl olmaz).
Hatta zarar bile verebilir. Hadis-i şerifte buyurulduğu gibi:
«Nice Kur’an okuyan vardır ki, Kur’an kendisine lânet okur.»
«Nice oruç tutanlar vardır ki, orucundan kendisine ancak açlık ve susuzluk kalır..»
«Ve yine nice (nafile) namaz kılanlar var ki, yorgunluktan başka namazından elde ettiği bir şey yoktur.»
Bu manada hadis-i şerifler pek çoktur.
Bunlar sağlam haberlerdir.
Beden tabibleri gibi kalp tabibleri de, (Zarûrât-ı Dîniyye yanında) öncelikle hastalığın izalesini, tedavi ve yok edilmesini sağlayacak hususları emrederler. Bu hastalık da, kalbin Hakk Sübhânehû ve Teâlâ’dan başka şeylere olan ilgi ve alakasından yani tutkunluğundan ibarettir. Hatta o hastalık, kişinin kendi nefsi ile olan bağlantısı, kendi nefsine olan düşkünlüğüdür. Zira insan neyi ister ve severse, (hakikatte) kendi nefsi için ister ve sever. Kendi çocuğunu, kendi nefsi için sevmesi gibi…
Aynı şekilde mal, mevki, rütbe arzu ve hevesi dahi böyledir. Bu durumda olan kimsenin tapındığı, hakikatte, kendi nefsidir. Nefsinin istek ve arzuları (hevâsı) peşinde koşmakta ve ömrünü, onlara göre tanzim edip harcamaktadır.
[Namaz gibi en üstün ibadette bile nefis, kişiyi en aşağı durumlara düşürebileceğine göre diğer amel ve fiillerde neler yapabilir kim bilir? O sebeple ayet-i kerimede: “Muhakkak ki kendisinden kaçmakta olduğunuz ölüm karşınıza çıkacaktır. Sonra gaybın da müşahede edilebilenin de Âlimi’ne döndürülürsünüz. O da size yapmakta olduklarınızı (neyi niçin yaptığınızı) haber verir.” buyurulur.]
İnsan nefsi bu bağlantı ve saplantılardan kurtulmadıkça, kurtuluşu ümit etmeye yer yoktur (kurtuluş çok zordur).
Bu hastalığı yok etme düşüncesi, kalp sahibi âlimler ve basiret sahibi hikmet ehline gereklidir.
Bir mısra:
Yeter bir işaret,
varsa anlayışı şayet
(Anlayışlı olana bir işaret yeter.)
(Mektubat)