TADÎL-İ ERKÂNA RİAYET

Namazlarda ta’dîl-i erkâna riayet (rükünlerin hakkını vermek), İmam Ebû Yusuf’a göre bir rükün olduğundan farzdır. Bundan maksad, namazın kıyam, rükû ve secde gibi her rüknünü sükunetle yerine getirmek ve bu rükünleri yaparken her uzuv mutmain olup hareket halinden beri bulunmaktır. Mesela: Rükûdan kıyama kalkarken vücud dimdik bir hale gelmeli ve sükunet bulmalı, en az bir kere: “Sübhanellahi’l-Azîm” diyecek kadar ayakta durup ba’dehu (ondan sonra) secdeye varmalıdır. Her iki secde arasında da böyle bir tesbih mikdarı durmalıdır.

Tadîl-i Erkân, İmam Azam ile İmam Muhammed’e göre vaciptir. Binaenaleyh birinci kavle göre ta’dili erkana riayet edilmeksizin kılınan bir namazı iade etmek (yeniden kılmak) lazımdır. İkinci kavle göre ise, bu halde yalnız sehiv secdesi lazım gelir. Fakat böyle bir namazı iade etmek evlâdır. Bununla ihtilaftan kurtulmuş olur. Nitekim kerahete mukarin olan (kerahetle kılınan) namazları da iade vacip görülmüştür.

Namazdan manevî haz duyanlar, namazda itidale (tadil-i erkana) riayet eder, acele etmekten sakınırlar. Acele etmeyi ta’zime (hürmete) ve adaba (edebe) münafi (aykırı) görürler. Hayatın en faideli ve en kıymetli saatleri ibadetle geçen vakitlerdir. Beyhude (boş) yere veya fani bir faide uğrunda saatlerini, günlerini sarfeden insanların namaz gibi ulvi bir ibadetten, ebedi bir saadet vesilesinden ve lahuti bir huzur neşvesinden bir an evvel çıkıp kurtulmaya çalışmaları pek garip pek acınacak bir hal değil midir?

Büyük İslâm İlmihali

.

EN BÜYÜK RÜKÛN

Namazda tâdil-i erkânı terk eden kimse otuz zarar ile mutazarrır olur:

(Maddi ya da manevi) Fakirlik husule gelir.

(Kendisine) Buğz hâsıl olur.

İnsanların haklarını zâyi eder olur.

Küfre düşmesine sebep olur.

Her gün yüz altmış defa mâsiyet izhar etmiş olur: Çünkü farzlarla vitir yirmi rekat, sünnet-i müekkedeler on iki rekattır. Hepsi otuz iki rekattır. Beşle çarpılacak olursa yüz altmış olur. Yahut bunlardan daha fazla kılacak olursa daha fazla olur.

Hak din üzere ölemez.

O kimseye hırsız demek sahih olur.

Namazı, nazar-ı Hakk’tan mahrum olur.

Namazı makbul olmaz.

Namazı yüzüne vurulur.

Semaya çıkan namaz geri çevrilir.

Edebe riayet etmemek ve emre imtisal etmemektir.

Hüsrana uğrayanlardan olur.

Diğer amellerin fesadına sebep olur.

Tadili terk ettiğinde iadesi vacip olur.

Ona cahil olan kimse iktida eder.

İmamdan evvel hareket etmeye sebeptir ki bu da haramdır.

Zikirlerin yerinde olmamasına sebeptir.

Harekeyi yahut harfleri terk sebebiyle ezkârı terk eyler.

Hakk Teâlâ’nın gadabına sebeptir: Çünkü emr-i şerife muhalefet edilmiştir.

Şeytanın sevinmesine sebeptir.

Cennetten uzak olmaya sebeptir.

Cehenneme yakın olmaya sebeptir.

Son derece sevdiği nefsine cefa ve onu azaba atmaya sebeptir.

Nefsini kirletmiş olur: Çünkü günah necasettir.

Hafaza meleklerine ezâ vardır.

Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem Hazretlerini mahzun etmiş olur.

Yaptığı günaha gece ve gündüzü şahit tutmuş ve onlara ezâ etmiş olur.

Bütün mahlukata karşı da eza ve haksızlıktır: Çünkü günah sebebi ile yağmur az olur ve bereket kalkar (bulaşıcı hastalıklar çoğalır…).

Tâdil-i erkân, rükûda, kıyamda, secdelerde, iki secde arasındaki oturmada a’za ve cevarihin (bedenin her bir uzvunun) teskinidir (sakinleşip sükûnet bulmasıdır). Yani bu beş mevzide a’za hareketten kalıp karar ve sükûnette olmasıdır. Bu sakinlik halinin en az zamanı bir tesbih miktarıdır.

Tâdil-i erkân, Ebû Yûsuf’a göre farzdır, İmam-ı Âzam ve İmam Muhammede’e göre vaciptir. İmam Şâfi, İmam-ı Ahmed, bir sahih rivayet üzere İmam-ı Malik indlerinde farzdır.

Ey mü’min! Tâdil-i erkâna ihtimam et çünkü farzdır. Veya vaciptir. Veya sünnettir.

Eğer farz olursa bu zamana kadar kıldığın namazları düşün! Eğer tâdil-i erkâna yakın değilse hepsi fasittir ve kazası lâzımdır.

Ey mü’min! Gaflet uykusundan uyan! Basiret üzere ol ve ibadeti adet zannetme! Adapla eda et! Kul olduğunu biliyorsan şer’i şerife uygun olarak hareket et! Çünkü ceza gününde huzur-u Mevlâ’da cevap vermek çok zordur.

Görmüyor musun ki çok cüz’i ve ufak bir şeyin kendi miktarında tesiri olup, dirhemin onda bir miktarı az bir afyon, insan vücudunda tesir meydana getirdiği halde koca din-i mübiyn-i İslâm’ın en büyük rüknü olan namazın -ki onun hakkında: “Muhakkak ki namaz fuhşiyyat ve münkirattan men eder” buyurulmuş- bu şekilde tesirleri görülmeyip fahşa ve münkerden nehi eylemesi şöyle dursun, günden güne münkerâtın çoğalması ve fuhşiyyatın her tarafta şüyu bulmakta olması gösteriyor ki ikamesine memur olduğumuz namaz, bu değil. Yoksa fahşa ve münkerden nehyeder, hiç olmazsa bir çekirdek miktarı afyonun hassası kadar hassa ve eser bırakırdı.

Ey mü’min!

İnsaflıca düşün kendine gel!

Hakk Teâlâ Hazretleri, an ve an, gün ve gün nimet ve ihsanlarına mazhar eyledi. Gücün yetmediği şeyi teklif etmedi. Az amele ecr-i celil ihsan eyledi. Hakk Celle ve Âla Kerîm, Halîm, Rahîm ve Latîf’tir. Kullarının ayıp ve kusurları sebebi ile rızıklarını kesmedi. Settar’ul-uyûb ‘Celle azametühü ve ammet âlâuhû nuamâuhu’ ayıplarımızı setr eyledi. Çeşitli nimetler ve esnaf-ı kerem ile mün’am ve mükrem olduk. Şimdi bizlere lâzım olan,  bütün günahlardan tövbe edip, emirlere isteyerek imtisal etmek ve bilhassa, imândan sonra en ehem ve elzem olan namaza ihtimam etmektir.

Mecmûat’ül-Cevâhir