MÜ’MİNİN KALBİ

Bilesiniz ki, Kalb, Sübhan Allah’ın komşusudur. Onun mukaddes zatına ondan daha yakın bir şey yoktur. İster mü’min olsun; isterse asi olsun ona eziyet etmekten (onu incitmekten) sakınınız. Zira komşu, asi olsa dahi himaye altındadır. Sakınınız, bundan çok sakınınız. Zira küfürden sonra, kalb eziyeti kadar Sübhan Allah’a eziyet vermeye (incitmeye) sebep olan bir günah yoktur. Çünkü o, Sübhan Allah’a pek çabuk ulaşır.

Halkın tümü, Sübhan Hakkın kullarıdır. Kölelerden hangisine olursa olsun vurmak ve ihanet etmek, onun efendisine eziyet vermeyi gerektirir.

Yüce Mevlâ’nın şanını düşünmek gerek. O, Mutlak Malik’tir. Onun halkında ancak emir buyurduğu kadar tasarruf edilir. Bu emredilen miktar, eziyet kısmına dahil değil, yüce Allah’ın emrine imtisaldir (yapışmaktır).

Meselâ, bekâr olarak zina eden kimsenin haddi (şer’i şerifte) yüz değnektir. Bu yüzün üstüne bir tane artırılırsa, zulüm olur ve eziyete dahildir.

Bilesiniz ki, kalb, mahlukatın en faziletlisi ve en şereflisidir. Nasıl ki insan, âlem-i kebirin (büyük âlemin) hülasası ve onda olan her şeyi kendisinde toplaması (cem’iyyeti) sebebi ile mahlukatın en faziletlisi ise, insanda olan her şeyin kendinde toplanmış olması sebebi ile kalb de aynı şekildedir. Onda üstün manada cem’iyyet ve hülasa olma vardır. Zira bir şeyin hülasa olma durumu ne kadar çok ve cem’iyyeti de ne kadar fazla olursa yüce Allah’ın zatına yakınlığı o kadar çok olur.  

İnsanda bulunan şeyler, ya halk âlemindendir, yahut emir âleminden… Kalbe gelince, bu iki âlem arasında berzahtır / vasıtadır.

Yükseliş mertebelerinde insan latifeleri, asıllarına doğru / kadar yükselir. Meselâ, önce suya yükselir; sonra havaya, sonra ateşe, sonra letaifin asıllarına, sonra kendisinin terbiyesine gelen cüz’i isme… Daha sonra da, onun küllisine… Daha sonra da Allah’ın, dilediği yere kadar yükselir.

Kalb ise böyle değildir. Zira onun yükseleceği bir aslı yoktur. Bilakis yükselişi, kendisinden Zat-ı Teâlâ’yadır. Sonra kalb, gayb hüviyetinin kapısıdır. Ne var ki, anlatılan tafsil olmadan (açıklanan mertebelere uğramaksızın) yalnız kalb yolundan vuslat çok zordur. Ancak o tafsili itmam ettikten (tamamladıktan) sonra, vuslat müyesser olur.

Görmez misin ki, onda bulunan bu cem’iyet ve vüs’at (genişlik), anlatılan tafsilli mertebeleri aştıktan sonra olmaktadır. Buradaki kalbden maksat, geniş manası ile (basit) ve cami olan kalbidir. Bilinen et parçası değildir.

Mektubat-ı Rabbani